13 Mayıs 2010 Perşembe

Topaç


Sevdicek topaç aldı bana bugün. Bir de ben "aaa sen bilir misin topaçlarııı?" diye artizlenirken hırt diye dolayıverdi ipini usulüne uygun bir şekilde. Vay anasını, döt oldum! Çoktandır da aklımdaydı da, bulup da alamıyordum. Gel gelelim topacı bulduk da, lan onu fırt diye rahatça atıcak yer yok. Nerde o eski çocukluklar be. Fırat gibi elde salçalı ekmekle sokakta volta atmacalar. "Yaşasın seksenleeeeeeğğğğrrr", "Ay lav doksaaaannnnsss", "leblebitozuuuuğğğ, çokameeeeğğğlll" salaklığında değildir bu serzenişim,. Sadece iki topaç atmak istiyorum. O kadar!

Öyleyken böyle işte, öhöm!

9 Mayıs 2010 Pazar

Ben mi kurtarıcam lan dünyayı


İlkokul 4'deyim, mahallede funda diye bi kız var. Bir de bunun uzatmalı sevgilisi var, adı şerif(isme dikkat!). Eleman mahallenin ağır psikopatı o zamanlar, uçanı kaçanı tokatlıyor, bizim aramızda bir sorun yok o ana kadar. Neyse bunlar ayrılmış sanırsam, kız geldi bana "arkadaşlık teklifi" yaptı. Biliyorsunuz eskiden öyle denirdi, arkadaşlık teklif edilirdi. O ne lan, arkadaşlık teklifi ne demek. Gerçi sabi sübyanız, sevgili desen de komik kaçıyor o çağlar için. Neyse ben de kabul ettim karpuz gibi, ulan ne diye teklif ediyorsun, şerif gelip ifadeni alacak? Ki o zamanlar cillop gibiyim, jenerasyonumun altın çocuğuyum şerefsizim, yakışıklılık desen bende, sarışınlık desen bende, nice kalpler kırma gönüllere ateş düşürme desen bende. Kızı da beğeniyor falan değilim ha, dur bir de biz tadına bakalım dedim herhal eki eki eki (ah ümit sen yok musun sen). Neysem efenim 1 gün oldu 2 gün oldu şeriften bana haber geldi, ümit yanıma bi uğrasın demiş. Bizim eski mahallede "tarla" diye tabir edilen genişmen bir yeşil alan var o sıralar, orada takılıyor şerif kırevi ile beraber. Kalktım gittim mecburen ama daha evdeyken dona doldurdum, öyle elim ayağım titriyor, öyle yusuf yusuf içindeyim. Hiç unutmuyorum, şerif yanında bi elemanla beraber, çimene, bir karınca yuvasının dibine çömmüşler, yuvadan çıkan karıncanın tutup kafasını kopartıyorlar. Kore korku sineması seti gibi, gerginlik, spikopatlık üst düzeyde. Kopan kafalardan gelen çıt çıt sesleri içerisinde yanlarına çömdüm ben de. Beraber uzaklara bakındık, yoldan gelen geçeni kestik. Sessizlik uzadıkça benim donlara doldurma olasılığım artıyor, çekilir çile değil bir durum yaşıyorum. Geril de geril, geril de geril. Sonra şerif "ümit o kızı bırakıcaksın, o benim sevgilim" dedi. Hiç tereddütsüz "peki abi" deyiverdim. Keyifler yerine geldi, karıncaların kafalar biraz daha koptu, hayat bayram oldu bir anda. Eve dönerken bi de meybuz çakmışım bakkaldan, oooh deyme keyfime. Ben mi kurtarıcam lan sanki dünyayı.

7 Mayıs 2010 Cuma

Bu aralar ne mi yapıyorum


Sabah(öğlen aslında) kalktım, annem mis gibi umaç çorbası yapmış onu içtim sevgili okur. Üstüne çay sigara. Ne zamandır yazmamışız samimi bir giriş yapiyim dedim. Bu aralar hayatım çok sıkıcı, firedinin kabusu gibi resmen, askere gidicez diye yine koyuverdik, bomboş takılıyoruz. Geçen izmire gittim, lordide takıldım, senceri egemeni falan gördüm. Toros gelcekti gelmedi sattı ibiş, aynı şekilde ilkay da. Canları sağolsun. Sonra neler oldu, Sezai Karakoç'a sardım, ilk dönem ikinci yeni zamanı kitapları fena geldi, üstüme çöktüler. İzmirden gelirken ağır beden işçisine benzeyen, saç sakalı birbirine karışmış 150 kiloluk bir adamla yanyana geldim. Ama herif acaip kibar çıktı, istanbul beyefendisi türkçesiyle konuştu, aklım çıktı şerefsizim. Şaşırtmaç oldum. Adam akıllı kilo almış 70li yıllardaki filmlerinde bol bol giydiği ağa/harami karışımı kıyafeti giyinmiş bir Erol Taş'ın Hakkı Devrim gibi konuştuğunu düşünün işte. Şimdi böyle anlattımı garip gelmedi ama garipti. Neyse izmir yolu çok bu arada, git git bitmiyor. Kuzenim samet yeni blog açmış bir arkadaşıyla, zeki çocuktur blogu da güzel. Okuyunuz: http://muttleyanddickdastardly.blogspot.com/. Ondan sonracıma ayşegül hanım kızıma "the şeyler" konsepti için bişeyler gnderdim. Elalem ne acaip incik boncuk doluşturmuş, aradım aradım bi bk bulamadım. Bi kitaplarım var bi optimus prime'ım lan benim, ne fakir ve renksiz bi adamım. Lordi misal, bi kuş boku koymadığı kalmış, ne varsa doldurmuş. O ne lan lordi? Havan kime adamım? Öhöm. Neyse portakal yerini çaya bıraktı, çay içip sigara tüttürüyorum evde, hep bunu yapıyorum. Çay biliyorsunuz harareti alır. Sigara ise, bildiğiniz gibi, canınıza kıyar. Gürbüzlüğü de alır. İyidir sigara yahu.